Yeryüzündeki cennet, Raiatea!

Hazırlayan | Lena Aylin Erdil

 

Raiatea Gliss Festivali


Muhteşem doğası, insanları ve manzarasıyla insanı ayak bastığı andan itibaren cennette gibi hissettiren Raiatea adasında, geleneksel olarak düzenlenen Raiatea Gliss adlı festivale temsilci olarak katılma şansına sahip oldum.

 

Her çeşit su ve kara kayışlarını içeren festivalde katamaran yelkenciliği, rüzgâr sörfü ve henüz çok bilinmeyen ‘blop-jump’ etkinliklerinin yanı sıra BMX ve kaykay performanslarının sergilendiği muhteşem bir kayak pisti ve slackline yer almaktaydı. Muhteşem bir atmosfer içinde tüm aile için eğlence imkânı sunan interaktif festivalde, birçok insanın şehir ve su sporlarına katıldığını görmek harika bir duyguydu. Festivalin en çok sevdiğim yanı, tüm katılımcıların yapılan etkinliklere katılmak için can atması ve festivale hâkim olan topluluk ruhu sayesinde gençlerin sahilde değişik spor dallarını deneyerek süper eğlenceli bir hafta sonu geçirmesiydi.

Festivalden sonra adanın güzelliklerini keşfetmek için bir haftam daha vardı. Adada kaldığım süre boyunca bana gerçek bir aile gibi davranan, üç kız çocuklu bir ailenin yanında konakladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Evimiz, adadaki evlerin yaklaşık yarısının olduğu gibi, bahçesinde küçük bir alüminyum bot olan denize (okyanusa) sıfır bir evdi. Evin tutkulu bir sörfçü olan babası sayesinde adanın etrafındaki sörf noktaları olan resifleri ve ‘muto’ları (Muto, çok küçük ada anlamında kullanılıyor. Bu adalar o kadar küçük ki, sanırım bu yüzden kimse adlandırma gereği duymamış. Böylece, en basit şekliyle hepsine muto deniyor.) keşfetme şansına sahip oldum. Günlerimin büyük kısmını suda geçirmem, siyah yüzgeçli köpek balıkları, yunuslar, balinalar, hayalet vatozlar ve her çeşit küçük resif canlısının okyanus yaşantısını görmemi sağladı ve maalesef ki bazı durumlarda kayalıkların nispeten çok fazla olduğu hissine kapıldım. Peki, köpek balıklarından korkmadım mı? Aslında Bora Bora’ya yaptığımız rüya yolculuğuna kadar korkmuştum ya da rahatsız olmuştum diyelim.

 

raiatea_gliss_festivali_2

 

Organizatör ailelerin beni ve birkaç farklı kişiyi davet ettikleri sürat motoru ile Bora Bora yolculuğunda tüm gün boyunca rüyada mı yoksa gerçek hayatta mı olduğumun pek farkına varamadım. İlk durağımızda Bora Bora resiflerinin dışındaki ‘roquin citrone’ (Lemon Shark) adıyla bilinen limon köpek balıklarını görmeye gittik. Zihnimde taksi sarısı, gülümseyen köpek balıkları canlandırırken; karşılaştığım bir okyanus dolusu korkunç siyah yüzgeçli köpek balıklarıydı. Okyanusun derinliklerindeki bu balıkları izlerken sayılarının çokluğu karşısında hayrete düştüm. Zaten ben, köpek balıklarının her zaman yalnız avcılardan daha fazlası olduğunu düşünmüşümdür. Yan bottakilerin çeşitli balıkların ve özellikle köpek balıklarının dikkatini çekmek için ekmek atışlarını izlerken dibe dalmak aklımın ucundan bile geçmiyordu ki; insanlar birbiri ardına atlayıp balıklarla birlikte yüzmeye başladılar. Ansızın botta kalan neredeyse tek kişi bendim ve kendimi köpek balıklarının yirmi kişi arasından bana saldırma ihtimallerinin daha az olduğu gerçeğine inandırarak suya atladım! Daha önce birçok kere etrafımda köpek balıklarıyla suya  girdiğimden eminim; fakat hiçbirinde durumun bu kadar farkında değildim ve hiçbir defasında Pasifik Okyanusu’nun ortasında scuba dalış maskesi takmıyordum. Korkumu yenip, suya girdiğim ve köpek balıklarının çabasızca etrafta süzülüşlerini izleyebildiğim için gerçekten mutluyum. Bu, korku, coşku ve hayret duygularını aynı anda yaşadığım hayatımın en etkileyici deneyimlerden biri oldu.

Bu başlangıçtan sonra, günün geri kalan kısmını ayaklarım turkuvaz renkli kristal bir suyun içinde, palmiye yapraklarında servis edilen ‘muto’ları yiyerek, hayalet vatozları arayarak ve akvaryum gibi bir suyun içinde yüzerek geçirmek tek kelimeyle rüya gibiydi.

Ertesi gün SUP-Surfing için Raiatea Resifleri’ne gittiğimde, köpek balıklarının yüzgeçlerini gördüm; fakat korkudan kafayı sıyırmadan önce onların arkadaşım olduğunu ve birlikte okyanusun tadını çıkardığımızı hissettim. Bu gerçekten harika bir duyguydu. Fakat sadece okyanusun da ötesinde; ada, yemyeşil dağların, şelalelerin ve tarihi mekânların ev sahipliğini yapıyordu.

Saklı Cennet olarak tercüme edilen Raiatea Adası, bir zamanlar ‘Society Islands’ olarak bilinen adaların kültürel ve dinsel merkeziymiş. Efsanelerde ‘Hawaiki’, vatan, olarak bilinen bu yer birçok kültürün inanışına göre, büyük çift yönlü kanolarla Hawaii ve Yeni Zelanda’yı kolonize etmek amacıyla başlayan Polinezya göçünün çıkış noktasıdır.

Ada hayatı güneşin doğması ile birlikte, sabah 6 sularında başlayıp; güneşin batışıyla akşam 9 gibi sonra eriyor. Türkiye’de geçirdiğim yoğun yaz sezonu sonrası doğayla böylesi uyum içinde olmaktan ve adadaki hayatın sadeliğinden son derece keyif aldım. Bir hafta boyunca birçok arkadaş edindim. Tanıştıklarımın arasında özellikle tüm dünyayı gemi ile gezmiş, son durak olarak Raiatea’yi seçip buraya yerleşmiş ailelerden çok etkilendim. Sanırım bu her şeyi anlatıyor!

Yeryüzünde cennetten küçük bir parça arayan herkesin bu adayı görmesini şiddetle tavsiye ederim.

 


 

Bu yazı AdrenalinGo Türkiye’nin Aralık sayısında yayımlandı. Dergiye abone olmak için tıklayın!