Yaşamak için tırmanıyor, tırmanmak için yaşıyor

Röportaj | Dilek Rüzgaroğlu   Kapak Fotoğraf | © Servet Dilber

 

Ömrünü kaya tırmanışına adayan, çıkılmayan kaya kuleleri fethedip, günümüz ve geleceğin tırmanışçılarına rehber olan Öztürk Kayıkçı kendi ifadesi ile, “Yaşamak için tırmanıyor, tırmanmak için yaşıyor.”

Belki biraz klişe olacak fakat Öztürk Kayıkçı’ya Türkiye’nin örümcek adamı demek hiç de yanlış olmaz. Tırmanışa uygun rotaların birçoğunda parmak izleri olan Kayıkçı, şimdiye kadar daha önce çıkılmamış 1000’e yakın kaya rotası açtı. Onun açtığı yoldan giden yüzlerce dağcı, keşfedilmemiş kaya duvarlarına kendi anlarını yazdı. Uzun süredir kaya tırmanışçılarını fotoğraflayan, yüksek binalarda çalışan ve seyahatlerini planlayan Öztürk Kayıkçı ile tırmanış ve hayat üzerine minik bir söyleşi gerçekleştirdik.

Aslında ben dağcılıkla tanışmadım, doğrudan kaya tırmanışıyla başladım bu işe. Rahmetli Uğur Uluocak bizi Ballıkayalar’a götürdü ve orada tırmandırdı. Tırmanış o kadar heyecan vericiydi ki, yükselmek, problem çözmek, işte bu benim sporum dedim. O zamandan beri tırmanış, hayatımın büyük bir bölümünü kaplıyor.

İlk kez tırmandığınız bir yüzey çok heyecan verir. 100m yüksekliğinde, tepesinde sadece sandalye genişliğinde alanın olduğu bir kaya kulesini tırmanmak, partnerinizle arkadaşlığın ötesinde farklı bir paylaşım yaşamanızı sağlar. Yeni bir rota açmak bence sanat eseri yaratmak gibi bir şeydir… Bu eseri çok iyi inşa edip, yıllarca tırmanıcıların yararlanacağı bir hat bırakabilirsiniz.

© Emel Yenigelen

Biz bu işe başladığımızda ortada doğru dürüst bilgi ve her şeyden önemlisi tırmanılacak rotalar yoktu! Nasıl antrenman yapacağımızı da bilmiyorduk. Rota çok önemli, kendinizi geliştirebilmek, bir üst seviyeye atlamak için farklı derecelerdeki rotaların olması gereklidir. Birkaç arkadaşla 1990’ların sonunda bu işe soyunduk. Türkiye’nin değişik illerinde (İzmir, Eskişehir, Adana, Trabzon, Niğde, Bilecik, Antalya gibi) yeni bölgeler ve rotalar açtık. Birçok kulüp, öğrenci ve sporcu buralarda yetişti. Tırmanış ve dağcılık sporu Türkiye’de zamanla gelişmeye başladı. Bölgeleri ziyaret eden sporcular da, bölge ekonomisine katkıda bulunur hale geldi. O günden bugüne değişmeyen tek şey maalesef Türkiye Dağcılık Federasyonu. Biz ilerlerken, bu sporu kendi imkanlarımızla bir üst seviyeye getirmek için uğraşırken, federasyon eski yöntemleri aşamadı ve geçmiş dönemlerin dağcılık zihniyetinde kaldı. Bütün gerçek tırmanıcılar bu kurumdan yavaş yavaş uzaklaştılar. Kendi imkanlarıyla destek almadan, tırmanış ve dağcılık hayatlarına devam ettiler. Dünyadaki federasyonlara baktığınızda, İngilizlerin BMC, Almanların DAF gibi kurumları birçok sporcu yetiştirip, onlara destek oluyor.

ozturk_kayikci_03

© Lafouche

Eskiden daha çok tırmanmak isterdim, fakat insan zaman içinde evrimleşiyor. Şimdi daha çok seyahat etmek istiyorum. Yeni bölgelere gitmek, uzak coğrafyaları keşfetmek ve oralarda tırmanmak. Her sene muhakkak birkaç yere gidiyorum. Geçen sene Sicilya’da tırmandım, bu sene Güney Amerika’yı 2 ay dolaştım ve biraz boulder yaptım. Bir hafta sonra Yunanistan’ın tırmanış için en önemli yerlerinden biri olan Kalymnos Adası’na gidiyorum. İlerleyen süreçte gitmediğim ülkelere gitmeyi ve oralarda da tırmanmayı planlıyorum.

Tırmanışa başlamadan önce sinema sektöründe kamera asistanlığı yapıyordum. Fotoğraf sanatına oradan kalma bir sevgim var. Fotoğraf çekmeyi tırmanışla birleştirince ortaya güzel bir şey çıkıyor. Yüzlerce metre yükseklikte hem tırmanıyor hem de fotoğraf çekiyorsunuz. Tabii ki kolay olmadığı gibi birçok riski de barındırıyor çünkü insan yoruldukça hataya daha açık hale geliyor. Fotoğrafı ilk zamanlar arşiv tutmak için kullanıyorduk. Daha sonra dergi ve gazetelerde yayınlayıp, küçük harçlıklar alarak, tırmanış sporunu tanıtmak için kullanmaya başladık. İşte fotoğraf hayatım bu basit sebeplerle başladı diyebilirim. Halen, başta Atlas dergisi olmak üzere yurt içinde ve dışında birçok dergiye fotoğraf çekip, yazılar yazıyorum. Aynı zamanda film de çekiyorum.