İnişler-çıkışlar, galibiyetler-mağlubiyetler, az-çok, var-yok…

Bu kavramların hemen hepsi ile katıldığım ultra maratonlarda karşılaştım, defalarca tanıştım… Yaşadıklarımın hepsi bana birer ders niteliğinde idi. Hep derler, ‘Sözler bir kulaktan girer diğerinden çıkar’ diye… Tecrübe ile edinilenler artık dövme gibi size yapışıyor. Ne yaparsanız yapın kurtuluşunuz yok!

 

Ultra maratonlar bana, size her daim farklı farklı duygular yaşatıyor. Elbette bu duyguları hayatın hemen her anında yaşıyoruz. Maraton koşan, dağa çıkan, motosiklete binen, at binen, balık tutan, yürüyen, işini yapan hemen herkes benzer duyguları yaşıyor. 42.195 km uzunluğundaki maratonu koşan biri olarak ultra maratonlarda bu duyguları katbekat fazlasıyla yaşıyorum. Zaman geliyor şehirden uzak, elektriğin olmadığı, suyun akmadığı bölgelerdeyiz, bedenimiz ve düşüncelerimizle yalnızız. Gündelik yaşamda suyun ve elektriğin olmadığını düşünün sadece 1 saat için. Haftalık yarışlarda gün boyu, hafta boyu bu olmazsa olmazlardan uzak yaşıyor, vazgeçmiyor, yılmadan yolumuza devam ediyoruz. Erkekler için aşermenin farklı ve yegane boyutlarından biridir ultra maratonlar. Yokluğu kendi isteğiniz üzerine yaşarsınız, sizi başkası dahil etmemiştir koşuya. Özgür iradeniz ile oradasınızdır sevgili okur, koşucu…

Ultra maraton kavramından bahsediyorum buraya kadar. Nedir ultra maratonlar? Bilmeyenler için kısa bir not olarak değinmek isterim; 42.195 km uzunluğundaki maraton mesafelerinin üzerindeki koşu yarışlarına verilen addır. Her yarışta disiplinler farklı olabilir. Bazı yarışlarda özellikle çok etaplı (haftalık) yarışlarda su ve çadır desteği dışında başka bir destek yokken, yemeğinizi yapmak için sıcak suyu sizin ısıttığınız yarışlar olabiliyor. 2013 yılı mayıs ayında katıldığım 10 günde 520 km koştuğum Avustralya’daki zorlu coğrafyada geçen yarışta her gün bitiminde verilen suyu yaktığımız ateşte ısıtarak yemeğimizi hazırlıyorduk. İnsanoğlu kafasına koyduğunu gerçekleştirmesi ile ünlü bir canlı olarak mental anlamda oldukça kuvvetli. Zekasını kullanarak nesiller boyu yaşamını sürdü.

‘Her ölümlü bir gün koşacak’ diyorum, söylemimden vazgeçmeyeceğim. Sağlıklı birey olabilmek, doğru düşünmek, kendini yenilemek, koşarak dünya turu, yeni dostlar kazanmak, dünyanın her yerinde yeni bir kapının açılması, kendini yenilemek, yaşam sevinci kazan(dır)mak ve her şeyden önemlisi hayata her daim pozitif unsurlar katmak. Yaşam kalitesinin yüksek olması beraberinde sağlıklı ve çağdaş bireylerin yetişmesi ile sağlıklı neslin devamını sağlıyor. Bütün bunları neden mi yazıyorum? Dünyanın hemen her yerinde her an yapabileceğiniz temel ihtiyaç malzemeleri ile siz de birer koşucu olabilirsiniz. Bir çift potin (ayakkabı), atlet ve şort ile yeni bir dünyaya adım atmaya hazırsınız. Yeter ki bunu can-ı gönülden isteyin ve hazır olun. Hazır olduktan sonra her türlü şans kapınızı çalar.

Yurt dışında katıldığım etkinliklerde sonucu ne olursa olsun muhabbet şöyle ilerler ya da sonlanır: “What is next?” (Sıradaki nedir?) Yenilenme, yinelenme ve gelişim her daim devam ediyor ve değişim kaçınılmazdır. Kendimize her daim “Sıradaki nedir?” sorusunu sormamız dileğiyle yeni maceralara…

 


 

Bu yazı AdrenalinGo Türkiye’nin Aralık sayısında yayımlandı. Dergiye abone olmak için tıklayın!