Neden mi koşuyorum?

1997 yılında ablama yaz tatillerinde sabah koşusunda eşlik etmem için annem sabahları erkenden uyandırırdı. “Ablanı yalnız bırakma, sen de koştur” diyerek sırtımı sıvazlar beni de gönderirdi ablamla sabah sporuna. İstanbul’daki evimizin yakınındaki halı sahanın çevresinde bazen yürür bazen de tempolu koşular yapardık.

 

Üniversiteye başlamam ile koşu hayatım boyut değiştirdi. Her gün spor salonunda koşan beni gören spor hocası Ziya Suvar’ın, “Her gün öğlen saat 12.00’de koşuyorum, sen de katıl.” daveti ile koşmak vazgeçilmez hale geldi.

Üniversite yaşamım boyunca devam eden spor, mezuniyet sonrasında profesyonel yaşamda da devam etti. Katıldığım etkinlikler, yarışlar, maratonlar oldu ama başka bir maratonu da doğurdu ‘koşmak’. 2010 senesinde ofisteyken çalan telefonun ucundaki sesin sahibi Dr. Aylin Savacı Armador (Annem, ablam ve Elena ile hayatıma yön veren önemli kadınlardandır Aylin, müteşekkirim), “Likya Yolu Ultra Maratonu var, ona gidelim!” diyordu. :) Ultra maratonda, bir hafta süresince 250 km uzunluğundaki maratonda, sırtımızdaki çantada tüm yiyecek ve giyecek malzemelerimizi taşıyor, organizasyon sadece sıvı desteği ve konaklama desteği veriyordu. Her şeye tamam dedik, çekilir bu dert dedik ve katıldık, başarıyla tamamladık. Likya sonrasında 2011 yılında gözümü çöllere diktim, sponsor araştırdım buldum, klima firması Mitsubishi Electric desteği ile Gobi Çölü’ne gittim, 200 km sonra havlu attım, muvaffak olamadım. Yılmadım, ‘Neden bir daha olmasın’ dedim…

Bu süreçte Likya Yolu Ultra Maratonu’nu organize eden Tuba Tunç’tan bir mail aldım. Mailde Elena Polyakova ve Mustafa Kızıltaş da mevcut. Mailin özü, Tuba bizden yarışa hazırlanan ve birbirinden heyecan ve meraklı soru işaretleriyle dolu mailler atan Elena Polyakova’ya yarış konusunda bilgiler vermemizi istiyordu.

Elena ile mailleşmelerimiz Likya’da yüz yüze görüşene kadar devam etti. Mailler aracılığıyla tanıştığım ve telefonda sesini duyduğum Elena’yı cismen görecektim. Yarış öncesi uçak yolculuğum da maceralı olmuştu, oturduğum yerde başıma düşen laptop dahi beni Elena ile tanışmaktan vazgeçirmedi, yılmadım ve yarıştan önce tanıştık.

Likya sonrasında 2012 yılında çöle kaldığım yerden devam edecektim. Mitsubishi Electric bu sefer 4 kıtada ilk Türk sporcu olarak imza atmak istediğim projeme sponsor oldu. İlk durak olan Atakama’ya kendi imkanları ile seferber olan Elena ile gittik. Hayat arkadaşım Elena, bana inanılmaz bir yol arkadaşlığı yaptı. Kendisinden ve Atakama Çölü’nden çok şey öğrendim. Sonraki çöller olan Gobi, Sahra ve Antarktika’ya sponsor bulamayan Elena katılamadı ama karşılarken ve uğurlarken hep benimleydi. Desteği sonsuzdur.

2011 yılında başlayan macera 4 Ekim 2015 tarihinde evlilik cüzdanı almamızla devam ediyor. :)

Hayat arkadaşı, sevgili ve de hoşlandığınız insanla aynı frekansta olmak, aynı haz, acı ve dertleri yaşamak inanılmaz bir paylaşım. Halden anlamak, beraber antrenmanlar yapmak yanında ‘Bugün de mi koşu?’, ‘Bana neden vakit ayırmıyorsun?’, ‘Ne zaman sinemaya gideceğiz?’ (vallahi bu süreçte toplasanız üç kere beraber sinemaya gidebilmişizdir) sözlerini duymamak da muhteşem bir duygu. Yanlış anlaşılmasın sinemaya gitmekten müthiş keyif alırız ama ortak vakitlerimiz daha çok antrenman yaptığımız vakitler oluyor. Sohbet ile antrenmanın nasıl geçtiğini anlamıyor, bazen de neden bitmiyor bu mesafeler diyoruz.

Elena ile Atakama Çölü (250 km, bir hafta), Cappadocia Ultra Trail 110 km, Ultra Prineu 110 km, İznik Ultra Matonları katıldığımız etkinliklerden birkaçı. Bu yazıyı da Kapadokya’da kaldığımız otelden yazıyorum, sizler bu yazıyı okurken ben 110 km, Elena da 60 km’yi bitirmiş olacağız her şey yolunda giderse.

Sahra Çölü’ndeki bir haftalık ultra maratona ise gönüllü olarak gelmesi, bana orada en can alıcı konu olan ayakkabı konusundaki desteği unutulmaz. Ayakkabıcının tozluk için olması gereken velcro bandı yanlış takması sonucu Elena, kendi termal giysisinden tozluk yapmıştı sabah yarış öncesinde, nasıl unuturum! :)

Sevdiğinizle aynı hobilere sahip olmak:

 

ARTILARI: 


• Masa başı sohbet yerine koşarak sohbet, bol oksijen az stres.

• Ortak vakti efektif kullanmak.

• Antrenman arkadaşı bulma zorunluluğu yok.

• Evde “Nerede kaldın” sorusu ile karşılaşmamak.

• “Koşuda kimler vardı” yerine “Ne güzel koştuk ekiple” sözünü duymak.

 

EKSİLERİ:


• Koşu çoraplarınıza ortak birinin olması ve çoğu zaman ‘Hayır’ diyememek.

Cevabı az çok verdiğimi düşünüyorum; koşulara hayat arkadaşı bulmak değil hayatım değiştirmek için çıkmıştım. Sanırım planladığımdan fazlasını yapmışım…

 


 

Bu yazı AdrenalinGo Türkiye’nin Kasım sayısında yayımlandı. Dergiye abone olmak için tıklayın!