Yüksek Şeyler Arıyorum… Ama Neden?

İnsan neden ekstrem spor yapar sorusunun cevabı, anladığım kadarıyla kime sorsanız değişir.

 

Sokaktaki adam “deli” derken, annen “bu küçükken de hep böyleydi” diye cevaplandırır ve medya ise ”ölüme meydan okuyor”  diye anlatır. Oysa son derece aklı başında biri olmanın yanısıra küçükken aslında her çocuk aşağı yukarı öyledir. Ölüme meydan okumak ise tamamen yanlış anlaşılmıştır. Bütün yaptığın aslında ölümün gözünün içine bakıp ”anlaşalım dostum! Bugün, o gün değil!” demektir. Neden olmadığını kısaca sıraladıktan sonra bilimsel verilere geçerek neden olduğunu anlamak ise bu yazının asıl konusu…

Yıllar önce yapılmış DNA incelemelerinde tespit edilen bir gen var. Adı D4DR. Bilim insanlarına göre bu gen, bazı insanların 11. kromozomunun içine gizlenmiş bir haylaz. Diğer insanlarla kıyaslandığında, saklandığı kromozomun sahibine yaptığı en büyük iyilik ise bilinmeyene duyulan önlenemez merak. Yani bu gene sahip biri, gördüğü dağların zirvelerini, gökyüzünün nerede bittiğini, yılanın nasıl soktuğunu ve suyun altında ne kadar nefes tutabileceği gibi bilinmeyenleri anlamaya çalışan biri oluyor. Yani Patrik De Gayardon 41650 feet irtifadan oksijen takviyesiz atlarken ya da Reinhold Andreas Messner 8000 metrenin üzerindeki 14 zirveyi tırmanırken onlara bunu yaptıran aslında sponsor ısrarı ya da medyatik olmak değil, onlardan önce ötesi “bilinmeyen” olarak tanımlanmış çizgiyi geçmek ve onu bilmekti.

Peki, Sadece spor mu? Hayır. HIV virüsü üzerine çalışmalar yapan bir doktor da gün geldiğinde HIV’li olmanın nasıl bir şey olduğunu merak ederek kendine virüsü bulaştırabiliyor. Ya da Sair Beşir Fuad’ın bileklerini keserek ölene kadar geçen sürede hissettiklerini not etmesi de yine bilinmeyene duyulan merakın en ekstrem tezahürlerinden biri olabilir.

Ekstrem yolculuğa çıkan insanların hiç farkında olmadıkları bir neden daha var ki, kendimle kusursuz hemfikir olduğumu da itiraf etmek isterim.  Cogito ergo sum (Düşünüyorum, o halde varım) diyen Descartes’in bu söylemi birçok sanat ve edebiyat eleştirmenine sayfalarca konu olduğu gibi, sanat tarihini de birçok alanda beslemiştir. Kattığı zenginliğin içinde yatan ana sebep ise varoluşu sorgulamasından gelir. Bir düşünür için var olduğunu anlamanın yolu düşünmekse – ki Descates’tan daha iyi bilecek değilim – sanat ve edebiyat dünyasına bomba gibi düşmeyecek olsa da bir base jumper olarak ben de “Atlıyorum o halde varım” diyebilirim.  Bir dağcı için ise bu söylem şüphesiz ki “Tırmanıyorum, o halde varım” olacaktır.  Kısacası ekstrem spor aynı zamanda bu sporla uğraşan birinin, kendine “ben varım” demesi ve yaşadığını bütün hücreleriyle hissetmesidir. Her ne kadar işini seven bir avukat, muhasebeci, memur da aynı hazzı yaşayabiliyor olsa da ekstrem spor aracılığıyla bu hisse ulaşmanın farkı,  yeri geldiğinde verdiği yaşam mücadelesinin keskin ve şüphesiz ki kendine has derinliği.

Diğer bilimsel bulgu ise Monoamid’lerle ilgili. Normal bir insanın ihtiyaçlarını tanımlayan Maslow’a göre Fizyolojik, Güvenlik, Aidiyet, Saygınlık ve Kendini gerçekleştirme ihtiyaçları var. Monoamid salgısı düşük insanlar için bütün ihtiyaçlar karşılanmış olsa bile hala bir şey var ki, bir şey eksik. Bilimin iddia ettikleri doğruysa aranan şeyin adı da eşkâli de Adrenalin. Çünkü Monoamid salgısı doğuştan düşük olan biri için yaşamı normal algılamanın tek yolu, salgılanacak adrenalinle Monoamid seviyesini normal düzeye çıkarmak ve yaşamı kendince normaliz etmek. Yani beyin kimyası açısından bakıldığında adrenalin salgılamak, bu tür insanlar için normalliğe ulaşmanın ve bütün fonksiyonlarıyla sosyal bir varlık olmanın göz ardı edilemez ihtiyacı.

Bilinmeyene duyduğu merakla yaşayan ya da Monoamid gerçeğinden kaynaklanan sebeplerle yaşayan insanları bekleyen en önemli tehlike ise bu merakı giderebilmek için kendine herhangi bir uğraş bulamamış olmak. Bu durumda da alkolik, uyuşturucu bağımlısı ya da başka nedenlerle kaybetmiş biri olması an meselesi. Bu açıklamanın uyuşturucu bağımlısı ya da alkolik birine kendini gizemli bir yerden haklı çıkarma mazereti vermeyeceğini umarak şunu da eklemek isterim; İnsanın ekstrem duygular yaşamasını sağlayan tek yol ekstrem spor değildir.  Bushido koduna göre (Samurayın yolu) bir çaycı olarak bile her sabah tutkuyla uyanıp bir öncekinden daha iyi çay yapmaya hazırsak, macera bizi bekliyor olacaktır. Yani Exupery’nin de dediği gibi; İşini iyi yapan bir savaş pilotuyla yine işini iyi yapan bir çiftçi arasında hiçbir fark yoktur.

Peki, Ama neden? Diye hala soruyorsanız, kanımca bütün zamanların en büyük meraklısı Carl Sagan bunun cevabını çoktan vermiş; çünkü bir yerlerde inanılmaz bir şey, keşfedilmeyi bekliyor.

 


 

Bu yazı AdrenalinGo Türkiye’nin Ekim sayısında yayımlandı. Dergiye abone olmak için tıklayın!